| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

EĞİTİM EVİ

Eğİtİm Evİ

Besinler Ve Sindirim Sistemi

Besinler ve Sindirim Sistemi

I. Besinler ve Özellikleri

Beslenme sırasında vücuda alınan yiyecek ve içeceklere besin denir. Besin maddelerinin hücre ve vücutta kullanılmasına da beslenme denir. Tüm canlılar beslenme özelliğine sahiptir.

Beslenmede kullanılan besin maddeleri  yardımıyla; vücudun büyümesi, hücrelerin çoğalması, yaralanan yerlerin onarılması yaşamsal enerji üretilmesi, organların çalışması… gibi canlılık faaliyetleri gerçekleştirilir.

Alınan besinin kaynağına göre de 2 çeşit beslenme gurubu bulunur.

Bitkisel Beslenme : Üretici canlılar olan bitkilerin  tüketilmesidir. Bitkilerin ürettiği meyve, sebze, yaprak, tohum… gibi besinler bu gruba girer.

Hayvansal beslenme :  Tüketici canlıların yenmesidir. Et, süt, yumurta, bal… gibi besinler bu gruba girer.

Not : Su, madensel tuzlar, protein, yağ ve vitaminler hayvansal ve bitkisel besinlerde ortak olarak bulunabilirken şeker ve nişasta sadece bitkisel besinlerde bulunur.

  1. Besinlerin Gruplandırılması

Enerji Verici Olanlar

Yapıcı – Onarıcı Olanlar

Düzenleyici Olanlar

Karbonhidratlar

Proteinler

Vitaminler

Yağlar

Yağlar

Su

Proteinler

Karbonhidratlar

Madensel Tuzlar

Su

Proteinler

Madensel Tuzlar

a)       Enerji verici besinlerin hücrede yakılma sırası

I.                     Karbonhidratlar

II.                   Yağlar

III.                  Proteinler şeklindedir.

b)       Enerji verici besinlerin hücrede enerji oluşturma sırası

I.                     Yağlar (9,5 KCal)

II.                   Proteinler (4,3 KCal)

III.                  Karbonhidratlar (4,2 KCal) şeklindedir.

  1. Besin Çeşitleri ve Görevleri

  1. Karbonhidratlar

Karbon, hidrojen ve oksijen elementlerinden  (C, H, O) oluşmuştur. İlk olarak fotosentez sonucunda üretilir. Karbonhidratların fazlası bitkilerde nişasta olarak depo edilirken, hayvanlarda, glikojen olarak depo edilir. Özel reaksiyonlarla yağ, protein ve vitaminlerin sentezinde kullanılabilir.

Hücrelerde enerji üretmede şekerler öncelikle kullanılır. Bitkisel besinlerde bol miktarda bulunur. Fotosentez sonucu  üretilen şekerler yapı ve kullanım yerlerine göre de çeşitleri oluşturulur.

·         Glikoz (C6H12O6)

Karbonhidratların en küçük yapı taşıdır. Fotosentez ile bitkilerde üretilir. Çok sayıda glikoz özel bağlarla birleşerek nişastayı, selülozu ve glikojeni oluşturur. Kan sıvısında bulunan kan şekeri glikozdur.

·         Nişasta

Çok sayıda glikozun özel bağlarla birleşmesinden oluşmuştur. Şekerin bitkilerdeki depo şeklidir. Nişasta, ayıracı olan iyot çözeltisi ile mavi renge boyanır.

·         Selüloz

Yalnızca bitkilerde bulunur. Bitki hücresinin çeperini oluşturur. (Yapı maddesi) Hayvanlar tarafından sindirilemez. (Bazı kuş ve geviş getirenler hariç)

·         Glikojen

Yalnızca hayvan hücrelerinde bulunur. Glikozun hayvanlar ve insanlardaki depo şeklidir. Karaciğer ve kas hücrelerinde bol miktarda bulunur.

  1. Yağlar

Karbon, hidrojen ve oksijen elementlerinden (C, H, O) oluşmuştur. En küçük yapıtaşı yağ asidi ve gliseroldür. Yağlar, beyaz kağıt üzerine bıraktığı parlak leke ile tanınır.

Vücudun ısı yalıtımını sağlar. Hücre zarının, hormon ve vitaminlerin yapısına katılır. Derinin esnek olmasını sağlar. Kış uykusuna yatan canlılarla göçen kuşlarda depolanmış enerji ham maddesi olarak kullanılır. Karın bölgesindeki iç organları darbelere karşı korur.

  1. Proteinler

Karbon, hidrojen, oksijen ve azot elementlerinden yapılmıştır. En küçük yapıtaşı amino asitlerdir (aa). Amino asitler özel bağlarla birleşerek proteinleri meydana getirir.

(C+H+O+N) → Amino Asitler → Protein

Proteinler, ayıracı olan Nikrik asit (HNO3) ile sarı renge boyanır. Süt, et, yumurtada bol miktarda bulunur. Hücrelerin ve vücudun temel yapıtaşıdır. Enzimlerin yapısını oluştururlar. Hücre zarının, kasların, antikorun, vitamin ve hormonların yapısına katılırlar.

  1. Vitaminler

Organların çalışma düzenini etkileyerek vücudun direncini artırırlar. Vücuttaki kimyasal olayları düzenlerler. Tüm tüketici canlılarca genellikle bitkilerden alınırlar. Bazı vitaminler (B ve K) insan bağırsağındaki mikroorganizmalar tarafından üretilir. Karaciğerde A, deride D vitamini üretilebilir. Vitaminler sindirilmeden kana karışır ve enerji verici olarak kullanılmazlar. A, D, E, K vitaminleri yağda eriyip vücutta depolanırken B, C vitaminleri suda eriyip vücutta depolanmaz. Eksikliğinde çeşitli hastalıklar görülür.

A Vitamini eksikliğinde → Gece körlüğü

B Vitamini eksikliğinde → Beriberi hastalığı

C Vitamini eksikliğinde → Diş eti kanaması

D Vitamini eksikliğinde → Raşitizm

E Vitamini eksikliğinde → Kısırlık

K Vitamini eksikliğinde → Kanın pıhtılaşmaması hastalıkları oluşur.

  1. Mineraller

Yeryüzünde, maden şeklinde bolca bulunurlar. Canlılarca tabiattan hazır olarak alınır. Sindirilmeden kana karışırlar. Kemiklerin, dişlerin oluşmasında, kasların kasılmasında, sinirlerde uyartıların iletilmesinde, enzimlerin çalışmasında… görev yapar.

  1. Su

Vücutta en fazla ihtiyaç duyulan besindir. Vücuttaki kimyasal olaylar ancak sulu ortamda gerçekleşir. Su iyi çözücü olduğundan besinlerin sindiriminde, emiliminde, taşınmasında ve boşaltımında kullanılır. Sıcak ve soğuk kanlı canlılarda vücut sıcaklığının yayılmasında kullanılır.

II. Sindirim Organları

Büyük yapılı organik besinlerin, su ve sindirici enzimler etkisi ile kendilerini oluşturan en küçük yapı taşlarına ayrılması olayına sindirim denir. Bu olayı gerçekleştiren sisteme de sindirim denir. Sindirim bir çeşit hidroliz (parçalanma) olayıdır.

Enzim : Canlılardaki kimyasal reaksiyonlara girerek reaksiyonları hızlandıran ve daha kısa sürede gerçekleşmesini sağlayan canlılık yapılarıdır. (Biyolojik katalizör) Proteinden yapılmış olup tekrar tekrar kullanılabilirler.

Sindirime Uğrayacak Besinler ;

Büyük yapılı, hücre zarından geçemeyen karbonhidratlar, yağlar, proteinlerdir.

A. Sindirim Çeşitleri

  1.  
    1. Yapılma Şekline Göre Sindirim Çeşitleri

a)       Fiziksel Sindirim : Büyük yapılı besin maddelerinin enzim kullanılmadan bazı organlar tarafından küçük parçalara ayrılması olayıdır.

Örnek : Katı besinlerin dişler etkisiyle öğütülmesi… gibi.

b)       Kimyasal Sindirim : Besin maddelerinin enzim kullanılarak yapıtaşlarına kadar parçalanması olayıdır.

Örnek : Proteinlerin mide ve ince bağırsakta aminoasitlere kadar parçalanması… gibi.

  1.  
    1. Gerçekleştiği Yere Göre Sindirim Çeşitleri

a)       Hücre içi sindirimi : Hücre içerisine alınan büyük moleküllü besinlerin lizozom enzimleri ile sindirilmesine denir. Örnek olarak amipin beslenmesi gibi.

b)       Hücre dışı sindirim : Besinlerin hücre dışında ve organlar içerisinde enzimlerle sindirilmesi olayıdır.  Sindirilen besinler daha sonra porlardan hücre içine emilir. Örneğin ince bağırsaktaki sindirim gibi.

B. İnsanda Sindirim Sistemi

İnsanda sindirim sistemi kanallı bir özellik taşır. Ağızda başlar ve anüste biter.

  1. Ağız

Dil, diş ve tükürük bezlerinden oluşur. ağza alınan besinler tükürük bezinden salınan tükürükle yumuşatılır ve dişlerle çiğnenerek küçük parçalara ayrılır. Böylece besinlerin yüzeyi artırılır. Bu olay besinlerin enzimler tarafından parçalanmasını kolaylaştırır. Tükürük bezlerinden karbonhidratların sindirimi için amilaz (pityalin) enzimi salgılanır. Dil ile, çiğnenen besin yutağa itilir.

Dişler : Çiğneme olayı ile besinlerin parçalanması ve öğütülmesi işlemini yaparlar. Büyük yapılı besinleri fiziksel olarak sindirip yutabilmesine olanak sağlarlar. Dişler, boyuna kesit alındığında dıştan içe doğru 3 tabakadan oluşur.

Mine tabakası : Dişin taş kısmı olup beyaz renkli yeridir. % 98 oranında kalsiyum ve fosfor minerallerinden oluşur ve dişin en sert kısmıdır.

Fildişi tabakası : Dişin kemik kısmı olup dişi çene kemiğine bağlar.

Diş özü tabakası : Kan damarlarının, sinirlerin bulunduğu yerdir. Dişin beslenmesini ve büyümesini sağlar.

  1. Yutak

Soluk borusu ile yemek borusunu birbirinden ayırır. Besinleri, ağızdan yemek borusuna iletir. Kaslı bir yapıya sahip olup yutkunmayı sağlar.  Dışarıdan alınan solunum havasını da nefes borusuna gönderir.

  1. Yemek Borusu

Sindirim borusunun yutakla mide arasındaki kısmıdır. Burada kimyasal sindirim yapılmaz. Yutulan besinlerin mideye taşınması sağlanır.

  1. Mide

Karın boşluğunun sol üst kısmında bulunur. Yenen besinlerin bir süre depolanmasını ve parçalanmasını sağlar. Mide, özsuyu ve tuz asidi (HCl) salgılar. Tuz asidi proteinlerin sindirimini yapan pepsin enzimini aktif (çalışır) hale geçirir. Pepsin enzimi de proteinleri parçalar.

Mide duvarında güçlü düz kaslar bulunur. Bu kasların kasılması ile besinler su ile karıştırılıp bulamaç haline (kimus) getirilir. Ayrıca midedeki tuz asidi (HCl) besinlerle mideye ulaşan mikropları öldürür.

  1. İnce Bağırsak

Tüm besin çeşitlerinin kimyasal sindiriminin asıl yapıldığı ve tamamlandığı yerdir. Mideden sonraki ilk kısmına oniki parmak bağırsağı denir. İç yüzeyinde emilimi sağlayan çok sayıda villüs (Tümür) bulunur. Villüsler sindirilen besinlerin emilmesini sağlar.

Karaciğer ve pankreas organları özel kanallarla ince bağırsağa sindirici sıvı gönderirler. İnce bağırsak ile kalın bağırsak arasında kör bağırsak bulunur. Kör bağırsak, üzerindeki apandis ve lenf bezleri etkisiyle kalın bağırsaktan ince bağırsağa, çürükçül mikroorganizmaların ulaşmalarını  önler.

  1. Kalın Bağırsak

Sindirim artıklarının depolanıp zaman zaman dışarı atılmasını sağlayan bölümüdür. İhtiyaç halinde su ve minerallerin emilmesi sağlanır.

  1. Anüs

Sindirim borusunun son kısmı olup sindirilemeyen artıkların dışarıya atılmasını sağlar.

  1. Sindirime Yardımcı Organlar

a)       Karaciğer : Ürettiği safra tuzları, ve sıvısı oniki parmak bağırsağına geçerek yağların sindirimini kolaylaştırır.

Kan şekerini ayarlamaya yardımcı olur. Glikoz ve vitamin depo eder. Zehirli maddeleri etkisiz hale getirir.

b)       Pankreas : Hem iç hem de dış salgı yapan bir organdır. Protein, yağ ve karbonhidratların sindirimi için enzim salgılar. Salgılarını özel bir kanal ile onikiparmak bağırsağına döker.

İnsülin ve glukagon hormonu salgılar. Bu hormonlar yardımıyla kan şekerinin dengesini ayarlar ve kan şekerinin seviyesini sabit tutar

DUYU ORGANLARI

DUYU ORGANLARI :

Çevreden gelen uyarıları (ışık, ses, koku, tat, sıcaklık, soğukluk, dokunma) algılayan organlara duyu organı denir. İnsanlarda göz (görme duyu organı), kulak (işitme duyu organı), burun (koku alma duyu organı), dil (tat alma duyu organı) ve deri (dokunma, hissetme duyu organı) olarak beş duyu organı bulunur.
Duyu organları, çevreden gelen uyarılara göre özelleşmiş (farklı özelliklere sahip) hücrelerden yapılmıştır. Duyu organlarında bulunan ve çevreden gelen uyarıları algılayabilen hücrelere duyu hücreleri veya duyu almaçları veya reseptör denir.
Duyu organları tarafından algılanan uyarılar duyu sinirleri ile beyindeki duyu merkezlerine (görme duyu merkezi, işitme duyu merkezi, koku alma duyu merkezi, tat alma duyu merkezi, dokunma, hissetme merkezi) iletilir. Beyindeki duyu merkezleri, duyu organlarından gelen uyarıları değerlendirir ve cevabını hareket (motor) sinirleri ile ilgili organa gönderir. Böylece çevreden gelen uyarılar (duyular) algılanmış olur.

1- GÖZ (GÖRME DUYU ORGANI) :
Göz, görme duyu organıdır. Göz, kafatasının önündeki göz çukuru (yuvarlağı) içinde bulunur.
Gözde görme olayını sağlayan görme duyu hücreleri ile görüntüyü beyne iletebilen görme duyu sinirleri bulunur. Gözdeki görme duyu hücreleri tarafından alınan uyarılar (duyular = görüntüler), görme duyu sinirleri ile beynin görme duyu merkezine iletilir ve gelen uyarılar (duyular) burada değerlendirilerek görme olayı gerçekleştirilir.

a) Gözün Bölümleri :
Göz, dıştan içe doğru sert tabaka (göz akı), damar tabaka ve ağ tabaka (retina) olmak üzere üç kısımdan oluşur.

1- Sert Tabaka (Göz Akı) :
Gözün en dış kısmındaki gözü dıştan saran, gözü dış etkilerden koruyan beyaz renkli koruyucu tabakadır. Sert tabakada kan damarları bulunmaz.
Sert tabaka gözün ön kısmında küreselleşerek saydam tabakayı oluşturur.

• Saydam Tabaka (Kornea) :
Sert tabakanın gözün ön kısmında küreselleşmesiyle oluşan tabakaya saydam tabaka denir. Saydam tabaka göze ışığın ilk geldiği yerdir. Saydam tabaka göze gelen ışığı kırarak göz bebeğine düşürür.

2- Damar Tabaka :
Sert tabaka ile ağ tabaka arasında bulunan tabakadır. Damar tabakanın yapısında çok sayıda kılcal kan damarı ve siyah renk pigmentleri (tanecikleri) bulunur.
Damar tabakadaki kan damarları göz hücrelerini besler, siyah renk pigmentleri ise gözünün içinin karanlık olmasını, yansıma olmamasını ve net görüntü elde edilmesini sağlar.
Damar tabaka gözün ön kısmında iris ve göz bebeğini oluşturur.

• İris :
Gözün ön kısmında, düz kaslardan yapılan renkli (siyah, kahverengi, mavi, yeşil, ela) tabakadır.
İris dışarıdan gelen ışığın miktarına göre büyüyüp küçülerek göz bebeğinin büyüyüp küçülmesini sağlar.



• Göz Bebeği :
Gözün ön kısmında ve irisin ortasında bulunan açıklıktır. Göz bebeği, göze gelen ışığın gözün iç kısmına ilk girdiği yerdir. Göz bebeği, iris sayesinde büyüyüp küçülerek göze giren ışık miktarını ayarlar.
Göze fazla ışık gelirse iris incelir, uzar, genişler ve bu sayede göz bebeğini küçülterek göze az ışık girmesini (ve yansıma olmayıp net görüntü oluşmasını) sağlar.
Göze az ışık gelirse iris kısalır, daralır, küçülür ve bu sayede göz bebeğini büyülterek göze fazla ışık girmesini (net görüntü oluşmasını) sağlar.

3- Ağ Tabaka (Retina) :

Gözün en iç tabakasıdır. Gözdeki görme duyu hücreleri bu tabakada bulunur, görme duyu sinirleri bu tabakadan çıkar ve görme olayı bu tabakada gerçekleşir.
Görme duyu hücreleri ağ tabakanın her yerinde bulunabilir ve bu nedenle görüntü ağ tabakada herhangi yerde oluşabilir. Fakat en net görüntü sarı benekte oluşur.
Ağ tabakada bulunan görme duyu hücreleri çubuk (çomak) ve koni şeklinde olabilir. Çubuk şeklindeki görme duyu hücreleri az ışıkta (karanlıkta) siyah ve beyaz renklerin görülmesini, koni şeklindeki görme duyu hücreleri fazla ışıkta (aydınlıkta) diğer renklerin görülmesini sağlar.
Ağ tabaka gözün ön kısmında göz merceğini oluşturur. Sarı benek ve kör nokta da ağ tabakada bulunur.

• Sarı Benek (Sarı Leke) :

Ağ tabakada en net görüntünün oluştuğu yerdir ve göz bebeğinin tam karşısında bulunur. Görüntü sarı benekte ters olarak oluşur.

• Kör Nokta :

Sarı beneğin altında bulunan, görme duyu sinirlerinin gözden çıktığı yerdir. Kör noktada görme duyu hücreleri bulunmaz ve burada görüntü oluşmaz.

• Göz Merceği (Lens) :

Ağ tabakanın gözün ön kısmındaki bölümüdür. Göz merceği, göz bebeği ve irisin arkasında yer alan ince kenarlı bir mercektir. Göz merceği ağ ve damar tabakaya (kirpiksi) kaslar sayesinde bağlanmıştır.
Göz merceği, göz bebeğinden gelen ışınları, (kirpiksi) kaslar sayesinde incelip şişkinleşerek kırar ve sarı benek üzerine düşürür. Bu sayede göz uyumunu gerçekleştirir.

b) Göz Uyumu :

Bakılan cismin uzaklık ya da yakınlığına göre göz merceğinin kaslar sayesinde incelip şişkinleşerek (kalınlaşarak) cismin görüntüsünü sarı benek üzerine düşürmesine göz uyumu denir.
Yakındaki cisimlere bakıldığında göz merceği kasılarak şişkinleşir ve görüntüyü sarı benek üzerine düşürür. (Göz merceğinin şişkinleşmesi için kirpiksi kaslar gevşer. Göz merceği şişkinleşince yarıçapı küçülür, odak uzaklığı küçülür, kırıcılığı artar ve ışınları daha çok kırar).
Uzaktaki cisimlere bakıldığında göz merceği gevşeyerek incelir, uzar ve görüntüyü sarı benek üzerine düşürür. (Göz merceğinin incelmesi için kirpiksi kaslar kasılır. Göz merceği incelince yarıçapı büyür, odak uzaklığı büyür, kırıcılığı azalır ve ışınları daha az kırar).
Göz merceği her uzaklıktaki cisimler için göz uyumunu gerçekleştiremez. Göz merceği göze 25 cm ile 13 m uzaklıkta bulunan cisimler için göz uyumunu gerçekleştirebilir.
c) Gözün Yardımcı Organları (Bölümleri) :

1- Göz Kapakları :
Gözü dış etkilerden korur ve (göz kırpma sayesinde) gözün nemli kalmasını sağlar.

2- Kaşlar :
Alından gelen teri tutarak göz inmesini önler.

3- Kirpikler :
Göze gelen tozları tutarak göze girmesini önler.

4- Gözyaşı Bezleri :
Salgıladığı gözyaşı salgısı ile gözün temizlenmesini ve nemli olmasını sağlar.

5- Göz Kasları :
Gözün her yöne kolayca hareket etmesini sağlar (6 tanedir).

6- Yağ (Çapak) Bezleri :
Salgıladığı yağ salgısı ile gözün göz çukuru içinde kolay hareket etmesini ve göz çukurunun kaygan olmasını sağlar. Yağ bezleri göz kapaklarının kenarında bulunur.

d) Görme Olayı :
Bir cismin görülebilmesi için o cismin ya ışık kaynağı olması ya da ışık kaynağı tarafından aydınlatılmış olması gerekir.
Cisme bakıldığında cisimden çıkan veya yansıyan ışınlar önce saydam tabakada kırılarak göz bebeğine gelir. Göz bebeği gelen ışığın miktarını (şiddetini) iris sayesinde ayarlar ve ışınlar göz bebeğinden geçerek göz merceğine gelir. (Ön odadan geçerek göz bebeğine düşer). Işınlar göz merceğinde kırılarak (göz uyumu gerçekleştirilerek) ağ tabakadaki sarı benek üzerine düşer. (Göz bebeğinden sonra arka odadan geçer ve göz merceğine gelir). Sarı benek üzerine düşen ışınlar ters görüntü oluşturur ve burada oluşan görüntü görme duyu hücreleri (almaçları = reseptörleri) tarafından alınarak görme duyu sinirlerine aktarılır. Görme duyu sinirleri görüntüyü beynin görme duyu merkezine iletir. Görme duyu merkezinde görüntü ile ilgili bilgiler değerlendirilir, ters olan görüntü düzeltilir ve görme olayı gerçekleşir.








e) Göz Kusurları ve Göz Hastalıkları :

Göz kusurları, gözün yapısında meydana gelen bozukluklar sonucu doğuştan veya sonradan oluşabilir. Göz hastalıkları ise anne ve babadan çocuklarına (kalıtsal olarak) geçe hastalıklardır.

1- Miyopluk :

• Yakını iyi (net) görür, uzağı iyi (net) göremez.
• Görüntü ağ tabakanın (retinanın) önünde oluşur.
• Göz yuvarlağının normalden uzun veya göz merceğinin normalden şişkin olması durumunda ortaya çıkar.
• Kalın kenarlı (ıraksak) merceklerden yapılan gözlük veya lens kullanılarak görüntü ağ tabaka üzerine düşürülür ve net görüntü görülür.











2- Hipermetropluk :

• Uzağı iyi (net) görür, yakını iyi (net) göremez.
• Görüntü ağ tabakanın (retinanın) arkasında oluşur.
• Göz yuvarlağının normalden kısa veya göz merceğinin normalden ince olması durumunda ortaya çıkar.
• İnce kenarlı (yakınsak) merceklerden yapılan gözlük veya lens kullanılarak görüntü ağ tabaka üzerine düşürülür ve net görüntü görülür.










3- Astigmatlık :

• Cisimler bulanık görülür.
• Ağ tabaka üzerinde birkaç tane görüntü oluşur.
• Saydam tabakanın (korneanın) veya göz merceğinin küresel olmaması (küreselliğinin bozulması) durumunda ortaya çıkar.
• İnce ve kalın kenarlı merceklerden oluşan silindirik merceklerden yapılan gözlük veya lens kullanılarak düzeltilir.

4- Presbitlik :

• Yaşlılarda yakını iyi görememe kusurudur.
• Göz merceğinin esnekliğini kaybetmesi (yitirmesi), incelip kalınlaşamaması yani göz uyumu yapamaması durumunda ortaya çıkar.
• İnce kenarlı merceklerden yapılan gözlük veya lens kullanılarak düzeltilir.
• (Göze 40 cm’ den daha yakın cisimleri göremezler ve cisimleri geriye doğru atarak görürler).

5- Katarakt :

• Genelde yaşlılarda cisimlerin net görülememesi (bulanık görülmesi) kusurudur.
• Göz merceğinin esnekliğinin ve saydamlığının (berraklığının) bozulması sonucu oluşur.
• Ameliyatla düzeltilir.
• İleri düzeyde ise körlüğe yol açar, tedavi edilemez.
• (Göz merceğinde iyon ve madensel tuzlar birikerek göz merceğinin saydamlığını bozar. Kirli pencereden az ışığın girmesine benzetilebilir).
• (Ameliyatla ya göz merceği temizlenir ya da yeni göz merceği takılır).

6- Şaşılık :

• Gözü hareket ettiren kasların normalden uzun ya da kısa olması sonucu oluşur.
• Ameliyatla düzeltilir.
• (Gözü sağa, sola, yukarıya, aşağıya, ileriye, geriye hareket ettiren 6 tane göz kası vardır).
• (Sol kas uzunsa sağa, sağ kas uzunsa sola doğru şaşılık oluşur).


7- Renk Körlüğü (Daltonizm) :

• Kırmızı ve yeşil renkleri ayırt edememe hastalığıdır.
• Anne ve babadan çocuklara geçer, kalıtsal hastalıktır.
• Tedavisi yoktur.
• (Renk körü hastalarına ehliyet verilmez).

f) Göz Sağlığı ve Korunması :
Göz sağlığını korumak için;

1- Göz temiz tutulmalıdır.
2- Başkalarına ait havlu, mendil gibi eşyalar kullanılmamalıdır.
3- Yakından uzun süre televizyon izlenmemelidir. (3 – 4 m uzaklıktan bakılmalıdır).
4- Okuma veya yazma sırasında göz ile cisimler arasındaki uzaklık 25 – 30 cm olmalıdır.
5- Göz aşırı ışıktan korunmalıdır. (Güneşli günlerde gözlük kullanılmalıdır).
6- Okuma veya yazma sırasında az veya fazla ışık engellenmelidir. (Beyaz kağıtlı kitap ile saman kağıtlı kitap arasındaki ışığı emme ve yansıtma farkı nedeniyle saman kağıtlı kitap daha rahat okunur).
7- Görme olayını güçlendirmek için A vitamini içeren besinler (havuç, yumurta, yeşil sebzeler) alınmalıdır.
8- Uzun süre televizyon ya da bilgisayara bakılması halinde veya sürekli uzağa ya da yakına bakılması halinde göz dinlendirilmelidir.
9- Rahatsızlıklarda doktora başvurulmalıdır.

NOT : 1- Bir cismin görülebilmesi için o cismin ya ışık kaynağı ya da ışık kaynağı tarafından
aydınlatılmış olması ve cisimden çıkan veya yansıyan ışınların göze (saydam tabakaya) gelmesi gerekir.
2- Görüntü ağ tabakada her yerde oluşabilir. Fakat en net görüntü sarı benekte oluşur.
3- Kör noktada görme duyu hücreleri bulunmadığı için burada hiç görüntü oluşmaz.
4- Saydam tabaka ile iris arasındaki boşluğa (arasını dolduran sıvının olduğu yere) ön oda, iris ile göz merceği arasındaki boşluğa (arasını dolduran sıvının olduğu yere) arka oda denir. Ön ve arka odaların içi sıvı ile doludur.
5- Gözün içini dolduran sıvıya camsı cisim denir.
6- Duyu organlarında bulunan ve çevreden gelen uyarıları algılayabilen hücrelere duyu hücreleri veya duyu almaçları veya reseptör denir.
7- Görüntü sarı benekte ters (ve renksiz) olarak oluşur. Bu görüntü beyin tarafından düzeltilir (ve renklendirilir).
8- Göz kırpma, gözü dinlendirir ve gözün içinin nemli olmasını sağlar.
9- Göz;
• Kendisine 13 m’den daha uzaktaki cisimleri, göz merceğini hareket ettirmeden yani göz uyumunu gerçekleştirmeden net olarak görür.
• Kendisine 13 m ile 25 cm arasındaki uzaklıklarda bulunan cisimleri, göz merceğini inceltip şişkinleştirerek yani göz uyumunu gerçekleştirerek net olarak görür.
• Kendisine 25 cm’den daha yakındaki cisimleri net olarak göremez.
10- Dürbün, fotoğraf makinesi, teleskop, mikroskop, kamera gibi araçların çalışma prensibi göz ile aynıdır.
Fotoğraf makinesinin parçalarının isimleri








 




2- KULAK (İŞİTME DUYU ORGANI) :

Kulak, işitme duyu organıdır. Çevreden gelen ses dalgalarının (sinirsel uyartılara çevirerek) işitilmesini ve denge olayının gerçekleşmesini sağlar. Kulak, başın her iki yanında, şakak kemikleri içindeki oyuğa yerleşmiştir.
Kulak dıştan içe doğru dış kulak, orta kulak ve iç kulak olmak üzere üç bölümden oluşur.

a) Kulağın Bölümleri :

1- Dış Kulak :

Dış kulak, kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur.
Kulak kepçesi, kıkırdaktan yapılmış, üzeri deri ile örtülmüş ve kıvrımlı yapıya sahip olan kısımdır. Kulak kepçesi, çevreden gelen ses dalgalarını toplayarak kulak yoluna iletir.
Kulak yolu, kulak kepçesi ile kulak zarı arasında uzanan 2 – 3 cm uzunlundaki kanaldır. Kulak yoluna işitme kanalı da denir. Kulak yolu, kulak kepçesi tarafından toplanan ses dalgalarının kulak zarına iletilmesini ve kulak zarının titreşmesini sağlar.
Kulak yolunda bulunan salgı bezleri kulak kiri denilen sarı renkli salgı üretirler. Kulak kiri, kulağa giren toz ve mikropların tutulmasını, kulak zarının nemli ve esnek olmasını sağlar ve kulak zarının yırtılmasının önler.

2- Orta Kulak :

Orta kulak, kulak zarı ile dış kulağa, oval pencere ile de iç kulağa bağlıdır. Orta kulakta kulak zarı, çekiç–örs–üzengi kemikleri bulunur ve orta kulağın içi havayla doludur.
Kulak yolu ile gelen ses dalgaları kulak zarına çarparak kulak zarını titreştirir. Kulak zarı titreşince buraya bağlı olan çekiç–örs–üzengi kemikleri de titreşir. Bu kemikler, kulak zarından aldıkları ses titreşimlerinin şiddetini arttırarak bu titreşimleri iç kulaktaki oval pencereye verirler.
Orta kulağı yutağa bağlayan boruya östaki borusu denir. Östaki borusu dış kulak ile orta kulak arasındaki (kulak zarının her iki yanındaki) hava basıncının dengelenmesini ve kulak zarının yırtılmamasını sağlar.

3- İç Kulak :

Orta kulağa oval pencere ile bağlıdır. İç kulakta oval pencere, dalız, salyangoz, yarım daire kanalları, tulumcuk, kesecik, işitme duyu hücreleri, işitme duyu sinirleri, denge ile ilgili sinirler bulunur ve iç kulağın içi sıvıyla doludur.
Orta kulaktan gelen ses titreşimlerini alan ve salyangoza ileten organa dalız denir.
İç kulakta işitme duyu hücrelerinin bulunduğu, işitme duyu sinirlerinin bağlandığı ve içi sıvıyla dolu olan organa salyangoz denir. (Salyangozun içi lenf sıvısıyla doludur). Salyangozda, işitme duyu hücrelerinin bulunduğu organa korti organı denir.
Beyincik ile birlikte vücudun dengesini sağlayan ve içi sıvıyla dolu olan kanallara yarım daire kanalları denir. Yarım daire kanalları üç tane olup vücudun dengesini hem beyincik hem de buraya bağlı olan tulumcuk ve kesecik denilen torbalar sayesinde sağlar. Yarım daire kanallarına denge ile ilgili sinirler bağlıdır. Bu sinirler, yarım daire kanallarındaki uyartıyı önce beyine buradan da beyinciğe götürür.





b) İşitme Olayı :

Ses, havada dalgalar (su dalgaları gibi) halinde yayılır. Çevreden gelen ses dalgaları kulak kepçesi tarafından toplanarak kulak yoluna iletilir ve kulak yolu ile kulak zarına getirilerek kulak zarı titreştirilir. Kulak zarı titreşince buraya bağlı olan çekiç–örs–üzengi kemikleri de titreşir ve bu kemikler ses titreşimlerinin şiddetini arttırarak bu titreşimleri oval pencereye verirler. Oval penceredeki ses titreşimleri burada bulunan dalız ile (içindeki sıvıyı titreştirmesi sayesinde) alınarak salyangoza iletilir. Salyangoza gelen ses titreşimleri (salyangozda bulunan sıvıyı titreştirir ve korti organındaki duyu hücrelerini uyarır) korti organında bulunan işitme duyu hücreleri tarafından alınarak işitme duyu sinirlerine aktarılır ve sinirler yardımıyla beynin işitme duyu merkezine taşınır. Gelen uyartılar beyin tarafından değerlendirilir ve işitme olayı gerçekleşir.









c) Kulak Sağlığı ve Korunması :

Kulak sağlığını korumak için;

1- Kulak yolu kirlendiğinde temizlenmelidir. (İşitme zorluğuna yol açabilir).
2- Ucu sivri eşyalarla kulak karıştırılmamalıdır. (Kulak zarı yırtılabilir).
3- Kulağa su kaçtığında temizlenmelidir.
4- Şiddetli darbelerden korunmalıdır. (Kulak zarı yırtılabilir veya kulak kemikleri yerlerinden oynayabilir).
5- Gürültülü (yüksek) ortamlarda bulunulmamalıdır.
6- Çok yüksek gürültüde ağız açılıp kulaklar kapatılmalıdır. (Ağızdan giren hava ile orta kulaktaki hava basıncını dengelemek için).
7- Yüksek sesle bağırılmamalıdır. (Kulak zarının gerilmesine neden olur).
8- Diş sağlığına dikkat edilmelidir. (Çürük dişler orta kulak iltihabına yol açar).
9- Rahatsızlıklarda doktora gidilmelidir.

d) İşitme Bozuklukları :

İşitme bozuklukları doğuştan veya sonrada hastalıklara veya kazalara bağlı olarak oluşabilir.
Kulak zarının sertleşmesi, orta kulaktaki kemiklerin kaynaşması veya iç kulaktaki zedelenmeler doğuştan sağırlığa yol açar.
Şiddetli darbeler sonucu kulak zarının yırtılması, kulak kemiklerinin yerinden oynaması veya işitme duyu sinirlerinin zedelenmesi sağırlığa yol açar.
Ağız ve burundan giren mikroplar östaki borusundan geçerek orta kulağa gelir ve orta kulak iltihabına yol açar. Tedavi edilmezse iltihap beyne geçebilir veya kulaktan dışarı akabilir. Bu hastalıkta kulakta çınlama, uğultu, şiddetli ağrı ve işitme bozuklukları görülür. Beyne geçen iltihap menenjit hastalığına yol açar.


NOT : 1- Ses, havada (veya diğer maddesel ortamlarda) (su dalgaları gibi) dalgalar halinde
yayılır.
2- Yüksek gürültülü ortamlarda ağız açılıp kulak kapatılmalıdır. Bu sayede dış kulaktan giren ses dalgalarının kulak zarına yaptığı basınç ile ağızdan girerek orta kulağa bağlı olan östaki borusu ile gelen havanın kulak zarında yaptığı basınç birbirini dengeler ve kulak zarı yırtılmaz.
3- Çekiç–örs–üzengi kemikleri şekillerinden dolayı bu isimleri alır ve vücudun en küçük kemikleridir.
4- Olduğu yerde sürekli dönen insanın yarım daire kanallarındaki sıvı da döner. İnsan durduğunda sıvı halen dönmeye devam eder ve insanda dönme hissi uyandırır.
5- Kulak zarına bağlı olan kaslar, düşük şiddetteki seste kulak zarını gerginleştirir, yüksek şiddetteki seste kulak zarının gerginliğini azaltır. Bu sayede ses iyi işitilir.
6- Oval pencerede zar bulunur. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği oval pencereye bağlıdır.
7- İnsan kulağı her sesi algılayamaz, duyamaz. Kulak, 16 – 20000 hertz (sn–1) frekansındaki seslere karşı duyarlıdır. (Her sesi algılasaydı kasların kasılıp gevşemesi bile duyulabilirdi).
8- Kulak kepçesi, üzerindeki girinti ve çıkıntılardan dolayı çevreden gelen ses dalgalarını yönlerine göre yansıtarak sesin geldiği yönün belirlenmesini sağlar.
9- Yarım daire kanallarının tulumcuğa bağlandığı yerde bulunan ampul şeklideki yapılar ile tulumcuk ve keseciğin içindeki CaCO3 kristallerinden oluşan otolit denilen denge taşları dengenin sağlanmasında görevlidir. Denge sinirleri önce beyne, sonra da beyinciğe gelir. Asıl dengeyi beyincik sağlar.














3- BURUN (KOKU ALMA DUYU ORGANI) :

Burun, hem koku alma duyu organı hem de solunum sistemi organıdır. Burnun ön tarafı kıkırdaktan, arka tarafı kemikten yapılmış, üstü ise deri ile örtülmüştür. Burun ön taraftan burun delikleri ile dışarı açılır, arka taraftan da yutağa bağlıdır ve burnun iç kısmı sapan kemiği ile ikiye ayrılmıştır. Burunda; burun kılları, burun kanalları, kılcal kan damarları, mukoza, koku alma duyu hücreleri bulunur ve koku alma duyu sinirleri çıkar.
Burun boşluğunun iç yüzeyini örten ve salgı üreten hücrelerin oluşturduğu (epitelyum) dokuya mukoza denir. Mukoza, mukus (sümük) salgısını üretir.
Burun boşluğunun iç yüzeyini örten mukoza tabakasında çok sayıda kılcal kan damarı bulunur ve mukozadaki salgı üreten hücrelerin arasından burun kılları çıkar.
Burundaki burun kılları ve mukusa salgısı hava ile giren toz ve mikropların tutulmasını sağlar.
Burundaki burun kanalları ve mukozadaki kılcal kan damarları havanın ısıtılıp nemlendirilmesini sağlar.
Burun boşluğunun üst kısmında koku alma duyu hücrelerinin bulunduğu ve koku alma duyu sinirlerinin bağlandığı yere sarı bölge veya koku alma alanı denir. Sarı bölge, kokuların algılandığı yerdir ve sarı bölgedeki koku alma duyu hücreleri mukus içinde gömülü haldedir. Sarı bölgede koku alma duyu sinirlerinin toplandığı yere koku soğancığı denir.

a) Koku Alma Olayı :

Herhangi bir cismin kokusunun algılanabilmesi için o cisimden çıkan gaz halindeki koku taneciklerinin havaya karışması gerekir. Havaya karışan koku tanecikleri hava ile birlikte burun deliklerinden girerek burun boşluğundan geçer. Bu sırada havadaki toz ve mikroplar tutulur, hava ısıtılıp nemlendirilir ve hava sarı bölgeye gelir. Sarı bölgeye gelen koku tanecikleri mukus (sümük) içinde çözünerek (eriyerek), mukus içinde gömülü olan koku alma duyu hücrelerini uyarır. Koku alma duyu hücreleri bu uyarıları (koku soğancığında bulunan) koku alma duyu sinirlerine aktarır ve uyarılar koku alma duyu sinirleri ile beynin koku alma duyu merkezine iletilir. Gelen uyartılar beyin tarafından değerlendirilir ve koku alma olayı gerçekleşir (koku algılanmış olur).








b) Burun Sağlığı ve Korunması :

Burun sağlığını korumak için;

1- Burun temiz tutulmalıdır.
2- Burun kılları kopartılmamalıdır.
3- Burun karıştırılmamalıdır. (Mukozanın zarar görmemesi için).
4- Keskin ve yakıcı kokulu maddelerden (asit, amonyak,..) uzak durulmalıdır.
5- Burun kanamalarında burun kemikleri sıkılmalı ya da burun üzerine buz konulmalıdır.
6- Nezle ve gribe karşı C vitamini içeren besinler alınmalıdır.
7- Burun tıkanmışsa temizlenmelidir.
8- Sinüzite yakalanmamak için burna bol su verilmelidir.

NOT : 1- Bir cismin kokusunun algılanabilmesi için koku taneciklerinin havaya karışması
(havada çözünmesi), hava ile gelen koku taneciklerinin sarı bölgedeki mukusta çözünmesi (ve koku alma duyu hücrelerini uyarması) gerekir.
2- Sarı bölgedeki mukus;
• Koku alma duyu hücrelerinin nemli kalmasını sağlar.
• Keskin ve yakıcı kokulara karşı koku alma duyu hücrelerinin ve sinirlerinin korunmasını sağlar.
• Koku taneciklerinin çözünmesini sağlar.
3- Burunda, koku alma duyusu çabuk yorulur. Bu nedenle burun uzun süre aynı kokuyu algılayamaz. Bu olaya koku yorgunluğu denir. (Koku yorgunluğu, kötü kokuların burna zarar vermesini engeller).
4- Burun, 2000 – 4000 çeşit kokuyu tanıyabilir, birbirinden ayırt edebilir.
5- Grip ve nezle durumunda, burunda fazla mukus salgılanır. Bu nedenle koku taneciklerinin sarı bölgeye gelmesi ve sarı bölgedeki mukusta çözünerek koku alma duyu hücrelerini uyarması güçleşir. Bu nedenle koku daha az algılanır.
6- Burun kemiklerinin üst kısmındaki (arasındaki) hava boşluğuna sinüs denir. (Sinüslerin iç yüzeyi nemli zarla örtülüdür). Sinüslerin iltihaplanması sonucu sinüzit hastalığı oluşur. Bu hastalıkta baş ağrısı, soluk alıp verme güçlüğü ve burun tıkanması ortaya çıkar.
7- Koku veren cismin taneciklerinin burun deliklerine geliş zamanları arasındaki fark, bu cismin hangi yönde olduğunun tahmin edilmesini sağlar.
8- Göz çukurundan burun boşluğuna açılan kanallar vardır. Ağlayan insanlarda fazla salgılanan gözyaşı, bu kanallardan burun boşluğuna gelir ve gözyaşı etkisiyle mukozadaki salgı üreten hücreler uyarılır ve daha fazla mukus (sümük) salgılanmasına neden olur.











4- DİL (TAT ALMA DUYU ORGANI) :

Dil, tat alma duyu organıdır. Dil ayrıca besinlerin çiğnenmesine, yutulmasına ve konuşmaya yardımcı olur.
Dil, düz kaslardan yapılmıştır. Dilde, tat alma duyu hücreleri ile tat alma duyu sinirlerinin bulunduğu kabarcıklara tat tomurcukları veya tat cisimcikleri denir.

a) Tat Alma Olayı :

Besinlerin (cisimlerin) tadının algılanabilmesi için o besin maddesinin (veya cismin) dildeki veya damaktaki tükürük sıvısı içinde çözünmesi (erimesi) gerekir.
Tükürük sıvısı içinde çözünen besinler, dilin üst kısmındaki tat tomurcuklarında bulunan tat alma duyu hücrelerini uyarır ve bu uyarılar tat alma duyu sinirleri yardımıyla beyindeki tat alma duyu merkezine iletilir. Gelen uyartılar beyin tarafından değerlendirilir ve besinlerin tadı algılanmış olur (tat alma olayı gerçekleşir).
Dilin her tarafı her tadı aynı derecede algılayamaz.
• Dilin uç tarafı tatlıyı,
• Dilin ön yan kenarları tuzluyu,
• Dilin arka yan kenarları ekşiyi,
• Dilin arka tarafı acıyı daha iyi algılar.

b) Tat Alma ve Koku Alma Arasındaki İlişki :

Beyinde, tat alma ve koku alma duyu merkezleri birlikte çalıştığı için tat alma ve koku alma duyu organları (yani burun ve dil de) birlikte çalışır. Bu nedenle kokusu iyi algılanamayan besinlerin tadı da iyi algılanamaz.

NOT : 1- Grip ve nezle durumunda besinlerin kokusu iyi algılanamadığı için tadı da iyi
algılanamaz.
2- Cisimlerin tadının algılanabilmesi için tükürük sıvısı içinde çözünmesi (erimesi) gerekir.
3- Tükürük salgısı kulak altı, dil altı ve çene altında bulunan tükürük bezleri tarafından salgılanır.
4- Dilde, tat tomurcuklarının olduğu yere papila denir.
5- Tükürük sıvısı, ağzın kurumasını önler ve konuşmayı kolaylaştırır.
6- Yenilen besinlerin acı olduğunun yutulurken algılanmasının (anlaşılmasının) nedeni, acı tadı alma bölgesinin dilin arka tarafında olmasıdır.











5- DERİ (DOKUNMA; HİSSETME DUYU ORGANI) :

Deri, vücudun dış yüzeyini öreten dokunma, hissetme duyu organıdır. (En büyük duyu organıdır). Deri, sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, ağrı, basınç, düzlük, pürüzlülük gibi çevreden gelen uyarıları yani dış etkileri algılayabilir.
Deri, üst deri ve alt deri olmak üzere iki tabakadan oluşmuştur.

a) Derinin Kısımları :

Deri, üst deri ve alt deri olmak üzere iki tabakadan oluşmuştur.

1- Üst Deri (Epidermis = Ekdoderm) :
Derinin üst kısmındaki ince tabakadır. Üst deri iki tabakadan oluşur.

• Korun Tabakası :
Üst derinin en üst kısmındaki yassı ve ölü hücrelerden oluşan tabakaya korun tabaksı denir. Bu tabakadaki ölü hücreler, alttaki hücreleri korur ve zaman zaman kepek şeklinde dökülür.
(Bu tabakadaki ölü hücreler sert ve lifli proteinlerle yani keratinle doludur. Bu nedenle bu tabakaya keratin tabakası da denir).

• Malpighi Tabakası :
Korun tabakasının alt kısmında bulunan, canlı ve deriye renk veren (sarı, kızıl, beyaz, siyah) hücrelerden oluşan tabakaya malpighi tabakası denir. Bu tabaka deriye renk verir ve bu tabakada ölen hücreler (korun tabakasına katılarak kepek şeklinde dökülen hücrelerin yerini alırlar yani) korun tabakasını oluştururlar.
Üst deride; kan damarları,, duyu hücreleri ve duyu sinirleri bulunmaz. Saç, kıl, tırnak, boynuz gibi yapılar üst deriden vücut yüzeyine çıkarlar.

2- Alt Deri (Dermis = Endoderm) :

Üst derinin alt kısmında yer alan ve üst deriye göre daha kalın olan tabakadır.
Alt deride; kan damarları, duyu hücreleri, duyu sinirleri, kıl kasları, kıl kökleri, ter bezleri, süt bezleri, yağ bezleri bulunur ve alt derinin en alt kısmında yağ tabakası yer alır.
Alt deride bulunan yağ tabakası vücut ısısını korur, ısı kaybını önler, vücudu dış etkilere karşı korur ve deriyi nemli tutar.

b) Dokunma (Hissetme) Olayının Gerçekleşmesi :

Alt deride dokunma duyu hücreleri ile duyu sinir uçlarının bulunduğu yere duyu cisimciği denir.
Sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, ağrı, basınç gibi uyarılar (duyular) alt derideki duyu cisimciğinde bulunan duyu hücrelerini uyarılır ve bu uyarılar duyu sinirlerine aktarılarak sinirler yardımıyla beyindeki dokunma, hissetme duyu merkezine iletilir. Gelen uyartılar beyin tarafından değerlendirilir ve dokunma, hissetme duyusu algılanmış olur.
(Duyu cisimciğinde bulunan duyu hücreleri sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, ağrı, basınç gibi uyarıları (duyuları) algılayarak dokunma duyu sinirlerine aktarır ve sinirler yardımıyla beynin dokunma, hissetme duyu merkezine iletir. Gelen uyartılar burada değerlendirilir ve dokunma, hissetme duyusu algılanmış olur).
Dokunma duyu hücrelerinin sayısı derinin her yerinde aynı değildir. Bu nedenle derinin her yeri aynı oranda duyuları algılayamaz.
(Deride bulunan duyu hücreleri görevlerine göre özelleşmiştir. Duyu hücrelerinden bir kısmı sıcağı, bir kısmı, sertliği, bir kısmı acıyı algılayacak şekilde özelleşmişlerdir).



c) Derinin Görevleri :


1- Vücudu dış etkilere (çarpma, mikroorganizma) karşı korur.
2- Vücuda doğal bağışıklık kazandırır.
3- Vücuda mikropların girmesini önler.
4- Vücudun su kaybetmesini önler.
5- Vücut ısısını ayarlar. (Terleme ve yağ dokusu sayesinde).
6- Terleme yoluyla su, madensel tuzlar ve zararlı maddeleri atarak boşaltıma yardımcı olur.
7- Gaz alışverişi yaparak solunuma yardımcı olur.
8- Dokunma duyu organıdır ve sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, ağrı, basınç gibi duyuları algılar.

NOT : 1- Üst deri normalde inceyken, fazla basınç altında kalan topuk gibi yerlerde daha
kalındır.
2- Derinin üst kısmına hafifçe iğne batırıldığında ağrımaz ve kanamaz. Bunun nedeni üst deride kan damarları ve sinirlerin bulunmamasıdır.
3- Derinin her bölgesi duyuları aynı derecede algılayamaz. Dudak ve parmak uçları duyulara (uyarılara) karşı daha duyarlıdır.
4- Alt deride duyu hücreleri ve sinir uçlarının bulunduğu kısma duyu cisimciği denir.
5- Deri, en büyük duyu organıdır.
6- Deride bulunan duyu hücreleri, farklı uyarıları algılayabilmek için özelleşmiştir.
7- Ayakların fazla gıdıklanmasının nedeni, dokunmaya karşı duyarlı duyu hücrelerinin fazla sayıda bulunmasıdır.
8- Derideki kıllar, alt deride bulunan kıl kökünden (keseciğinden) çıkar. Avuç içi ve ayak tabanları dışında derinin her yerinde kıl bulunur.
9- Sevinç, korku, heyecan gibi durumlarda derideki sinirler, kıl kaslarının kasılmasını ve kılların dikleşmesini sağlar. Bu olaya ürperme denir. Ürperme olayı vücudun uyarılmasını ve dış çevre ile ilişki kurulmasını sağlar.




 


 
     

 

UTKU GÜNDOĞDU

FENOKULUNA TEŞEKKÜRLER

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim Solunum Sistemi

SOLUNUM SİSTEMİ
Besin maddelerinin hücrelerde oksijenle parçalanıp (yakılıp), enerji açığa çıkarılması olayına hücresel solunum denir.
Solunum sistemi, hücresel solunum için gerekli olan oksijen gazının dışarıdan alınıp kana verilmesi, hücresel solunumda oluşan karbon dioksit gazının ise dışarı atılması işlevini yerine getirir.
Yani; Solunum organlarıyla oksijenin dışarıdan alınması, karbondioksitin de dışarı atılması olayına dış solunum (ya da kısaca solunum), hücrede besinin oksijen ile yakılarak enerji üretilmesine hücresel solunum denir.
Solunumun asıl amacı enerji üretmek için gerekli oksijeni hücrelere taşımaktır. Solunum, ölüme kadar süren aralıksız bir süreçtir.


Besin Maddesi + Oksijen Enerji + Karbon dioksit + Su

Not: Karbon dioksit varlığı, verilen soluğu kireç suyundan geçirerek anlaşılabilir. Karbon dioksit, suda çözünmüş olarak bulunan kalsiyum hidroksit (sönmüş kireç ) ile tepkimeye girerek suda çözünmeyen kalsiyum karbonat oluşturur. Bunun sonucunda su bulanıklaşır. Kısaca karbondioksitin ayıracı kireç suyudur.
Solunum organlarının yapısı, canlılara göre değişiklik gösterir. Örneğin; Suda yaşayan canlılar deri ve solungaç solunumu, karada yaşayan canlılar ise akciğer solunumu yaparlar. Böceklerin vücutlarının içinde ise, havanın dolaştığı ince borular vardır. Bunlara trake boruları denir. Yani böcekler trake solunumu yaparlar. Kuşların solunum sistemlerinde akciğerler ve hava keseleri bulunur. Hava keseleri bazı kemiklerin içine kadar uzanır. Kuş akciğerlerinde alveol yoktur, hava keseleri hava depolar ve körük gibi fonksiyon yapar. Bitkilerin solunum organları ise yapraklarındaki stomalardır.

İNSANDA SOLUNUM SİSTEMİ
İnsanda solunum sistemi organları sırasıyla şunlardır:
1- Burun
2-Yutak
3- Gırtlak
4- Soluk borusu ve bronşlar
5-Akciğerler
Ayrıca deri de solunuma yardımcıdır.


1-BURUN: Solunum sistemimizin başlangıç kısmıdır. Burun delikleriyle başlar ve burun deliklerinin arkasında burun boşluğu yer alır.
Burun deliklerinin başlangıç kısmında kıllar vardır. Kıllar, mukusla beraber, burna giren havanın tozunu ve yabancı maddeleri tutar.
Burun boşluğunun iç yüzü, tek sıra epitel hücrelerinin oluşturduğu mukoza tabakası (zarı) ile örtülüdür. Mukoza, mukus (sümük) salgılar. Mukus, alınan havayı nemlendirir.
Mukozanın altındaki kılcal damarlar ise alınan havayı ısıtır.
Böylece, alınan hava, ısıtılmış, nemlendirilmiş ve filtre edilmiş olarak, yutağa iletilir.

2-YUTAK: Soluk borusu ve yemek borusunun birleştiği yerdir. Yutak boyuna doğru inerken ikiye ayrılır; bunlardan biri midemize giden yemek borusu, diğeri akciğerlerimize giden soluk borusudur. Yutak, alınan havanın soluk borusuna, yediğimiz besinlerin yemek borusuna gönderilmesini sağlar. Yutak çevresinde bulunan bademciklerle, içeri giren mikropların tutulması sağlanır.

3- GIRTLAK: Soluk borusunun başlangıç kısmıdır. Yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletir. Yutağa açılan kısmında gırtlak kapağı vardır. Lokmanın yutulması sırasında, gırtlak kapağı soluk borusunu kapatır. Bu nedenle yutma sırasında solunum durur. Bunun dışında soluk borusu hep açıktır.
Gırtlak, kıkırdak halkalardan yapılmıştır, içi mukoza tabakası ile örtülüdür. Ses telleri burada bulunur. Ses telleri sadece nefes verirken titreşir, ağız ve dil yardımıyla konuşmayı sağlar.

4- SOLUK BORUSU ( trake) VE BRONŞLAR: Üst üste sıralanmış at nalı ( C) şeklindeki kıkırdak halkalardan oluşmuştur. Bu halkalar, dıştan kas tabakası ile birbirine bağlanır. Düz olan arka yüzü yemek borusu ile komşudur. İç yüzü, hareketli siller ( ince, titrek tüyler) taşıyan epitel hücreleriyle örtülüdür. Bu hücrelerin meydana getirdiği epitel tabakası altında, salgı bezleri bulunduğu gibi, hücrelerin arasında da salgı yapan goblet hücreleri bulunur.
Bu hücreler mukus denilen bir madde çıkarırlar. Mukus, hareketli siler üzerinde ince bir tabaka oluşturur. İnce mukus tabakası hem epitel yüzeyin nemli kalmasını sağlar, hem de sillerle beraber, solunumla havasıyla içeri giren toz ve mikropları tutar.
Soluk borusu, havanın akciğere iletilmesini sağlar.
Soluk borusu akciğere girmeden önce iki kola ayrılır. Bu kolların her birine bronş denir. Bronşların yapısında da kıkırdak bulunur.

5- AKCİĞERLER: Akciğerler, göğüs kafesi içinde yer alan pembe renkli, süngerimsi görünüşte organlardır. Akciğerlerin üst yüzü kubbemsi olup, göğüs kafesinin şekline uymuştur. Alt yüzü ise çukurca olup, diyafram kasının kabarık yüzeyine oturmuştur. (Diyafram Kası: Çizgili kas olup, isteğimiz dışı çalışır. Göğüs boşluğuyla karın boşluğunu birbirinden ayırır.)
Akciğerler, sağ ve sol olmak üzere iki bölümden oluşur. Sol tarafta, akciğerin hemen altında kalp bulunduğundan, sol akciğer daha küçüktür. Sol akciğer 2 lob, sağ akciğer 3 lobdan oluşur.
Akciğerler dıştan plevra adı verilen iki katlı zar ile sarılmıştır. İki katın arasında boşluk vardır. Bu boşluğa plevra boşluğu denir ve içi özel bir sıvı ile doludur (kan serumuna benzer). Bu sıvı akciğerlerin kolaylıkla hacim değiştirmesini sağlar.
Bronşların akciğere girdiği yere göbek denir. Bronşlar akciğere girdikten sonra çok sayıda kollara ayrılır. Bu kolların her birine bronşçuk adı verilir. Bronşçukların yapısı, soluk borusunun yapısına benzer. Ancak, kıkırdak halkalar burada daire şeklini almıştır. Bronşçukların ucunda hava keseleri bulunur. Hava keselerinin yapısını oluşturan yarım küre şeklindeki keseciklere ise alveol denir.
Alveollerin duvarı çok incedir, tek sıralı epitel hücrelerinden oluşmuştur. Üzerlerinde bol miktarda atardamar ve toplardamar kılcalları bulunur. Kılcal damarlardaki kan ile alveollerdeki hava arasında gaz alış-verişi olur.


















AKCİĞERLERİN ÇALIŞMASI
Alınan soluk havası burun, yutak, soluk borusu, bronş ve bronşçuklardan geçerek alveollere kadar gelir. Alveollerdeki kılcal damarlarda bulunan kan ile alveollerdeki hava arasında kolayca gaz alışverişi olur: Alveol duvarına gelen kirli kanda karbon dioksit fazla, oksijen azdır. Alveol havasında ise oksijen fazla, karbon dioksit azdır. Difüzyonla oksijen molekülleri kana, kandaki karbondioksit molekülleri ise alveol havasına geçerler. Böylece kan temizlenmiş, soluk havası kirlenmiş olur. Kirlenen hava, yine, solunum organlarıyla dışarı atılır.
Soluk Alıp Verme: Akciğerlere havanın girişi soluk alma, akciğerlerden havanın çıkışı soluk vermedir. Soluk alıp vermemiz göğüs boşluğunun daralıp, genişlemesiyle sağlanır. Göğüs boşluğunun daralıp genişlemesi ise, diyafram kası ile kaburgalar arasındaki kasların çalışmasıyla olur.
Soluk alıp verme omurilik soğanı tarafından kontrol edilir.
Soluk alıp verme esnasında şu olaylar gerçekleşir:
SOLUK ALMA SOLUK VERME

1- Diyafram kası kasılır ve düzleşir. 1- Diyafram kası gevşer ve kubbeleşir.
2- Kaburgalar arası kaslar kasılır. 2- Kaburgalar arası kaslar gevşer.
3- Göğüs boşluğu genişler, göğüs 3- Göğüs boşluğunun hacmi küçülür.
boşluğunun hacmi artar.
4- Akciğerler genişler ve akciğerlerdeki 4- Akciğerler daralır ve akciğerlerdeki iç
iç basınç azalır. basınç artar.
5- Dış basınç, iç basınçtan fazla olduğu 5- İç basınç dış basınçtan fazla olduğu
için, hava akciğerlere dolar. için, hava akciğerlerden dışarı atılır.

Not: Solunum hızı kandaki CO2 miktarına göre düzenlenir. CO2 artışı soluk alıp vermeyi hızlandırır. Çünkü CO2 kanın asit- baz dengesini bozarak ortamın asit hale gelmesine neden olur. Bu da beyni uyarır. Soluk alış verişinin hızı ve şiddeti omurilik soğanı tarafından kontrol edilir.
Derinin Solunumdaki Yeri: İnsanlarda vücudun yüzeyini kaplayan deri, kısmi olarak deri solunumunu gerçekleştirir. Ancak alınan oksijenin oranı çok azdır. (℅1 kadar) Çünkü üst deri hücreleri kan damarları içermez. Yine, derimiz, üzerindeki gözenekler vasıtasıyla havaya bir miktar karbondioksit verir. Ter ile de bir kısım yabancı maddeler dışarı atılır.

SOLUNUM SİSTEMİNİN SAĞLIĞI
Solunum sistemimizi olumsuz etkileyen etmenlerin başında hava kirliliği gelir. Havayı kirleten maddeler, nefes aldığımızda doğrudan solunum sistemimize girer. Sanayi tesislerinden havaya karışan karbon dioksit, karbon monoksit, kükürt dioksit gibi gazlar çok zararlıdır. Hava kirliliğine yol açan bazı zararlı maddeler (amyant gibi) akciğer kanseri dahil çeşitli rahatsızlıklara yol açar.
Sigara akciğer kanserine yol açabilir. Sigaradaki katran, soluk borusu hücrelerindeki silerli tahrip eder. Bunun sonucu sümüksü madde bronş tüplerinde birikerek kuru öksürüğe sebep olur.
Sümüksü maddedeki mikroplar, bronş tüplerinde kaldığından kronik bronşit oluşabilir.
Ayrıca sigaradan dolayı, amfizem hastalığı oluşabilir. Amfizem hastalığında, gaz” değişimi için yüzey alanı azaldığından nefes darlığı çekilir.
Solunum sistemi bazı doğal engellere sahip olmasına karşın, dış etkilere açık sistemlerden biridir. Birçok bakteri ve virüs, hava ile birlikte akciğerlerimize girebilir. Bu mikroplar solunum sistemimizde hastalıklara neden olabilirler. Başlıca solunum sistemi hastalıkları:
Üst Solunum Yollarında: Nezle, grip
Yutakta: Farenjit
Gırtlakta: Larenjit
Bronşlarda: Bronşit
Akciğerlerde: Verem, zatürree, akciğer kanseri
Ayrıca kabakulak, kızamık, difteri, boğmaca, suçiçeği, kızıl gibi hastalıklar solunum yollarından vücuda girer.
Solunum yollarımızda görülebilecek hastalıklardan korunmak için, iyi beslenmeli, salgınlarda kalabalık yerlerde bulunmamalı, güneşten ve temiz havadan faydalanmalı, soğuktan korunmalı, sigara ve alkolden uzak durmalıyız.

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim Sindirim Sistemi

SİNDİRİM SİSTEMİ

Sindirim:
Büyük moleküllü besin maddelerinin, sindirim sistemi organlarında parçalanarak, kana geçebilecek hale gelmesine sindirim denir.

Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.

Büyük moleküllü besin maddeleri:

Karbonhidratlar ------------------>Glikoz
Proteinler ------------------>Amino asit
Yağlar ------------------>Yağ asidi+ gliserol (gliserin)
Şeklindeki küçük moleküller haline gelerek kana geçerler.

Sindirim faaliyetleri iki çeşittir: Mekanik sindirim ve Kimyasal sindirim
1) Mekanik Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan, yalnızca fiziksel olarak – dil, diş, mide, bağırsak hareketleri sayesinde- parçalanıp, küçük parçacıklar haline getirilmesidir. Yani besinlerin kesilmesi, parçalanması, mide ve bağırsaklarda salgılanan sular sayesinde boza kıvamına getirilmesidir.
2) Kimyasal Sindirim: Parçalanmış ve sulandırılmış besinlerin enzimler yardımıyla ( tükürük, mide ve bağırsak öz suları, pankreas ve karaciğer salgılarıyla) kimyasal değişime uğrayıp, yapı taşlarına parçalanmasına denir. Kimyasal sindirimde mutlaka enzim ve su kullanılır.





• Ağız: Besinlerin mekanik sindirimi çiğneme ile gerçekleşir. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ise tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde başlar.
• Yanaklar, dudaklar, küçük dil ve damak tarafından çevrilmiş boşluktur. Ağızda dişler, dil ve tükürük bezleri bulunur.
• Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.Yutakta sindirim olmaz.
• Yemek Borusu: Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.Yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.
• Mide: Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.
• İnce Bağırsak: Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. Besinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.
• Kalın Bağırsak: Besinler içerisinde kalan su, kalın bağırsak tarafından emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.
• Anüs: Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümü anüs yoluyla atık madde olarak vücuttan uzaklaştırılır.

Sindirime yardımcı organlar

Karaciğer: Safra adı verilen bir salgı üretir. Safra salgısı bir kanal yoluyla, yağların kimyasal sindirimini gerçekleştirmek üzere ince bağırsağa gönderilir. Karaciğer Vücudun en büyük organı olup ( yaklaşık 2 kg kadar), karın boşluğunda ve sağ üst kısmında yer alır. Karaciğer sağ lob ve sol lob olmak üzere iki kısma ayrılır. Loblarda öd salgısı ( safra ) üretilir. Karaciğerden ayrılan bir kanal, loblarda üretilen safrayı safra kesesine taşır.
Pankreas: Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.
Midenin sol alt kısmında yer alır. Uzunca bir yaprağı andırır. Ortasında boydan boya uzanan bir kanal vardır. Pankreas hem hormon, hem de enzim salgılayan karma bir bezdir.
* Pankreas, ince bağırsağın uyarması sonucu öz su salgılar. Pankreas öz suyunda lipaz, amilaz ve tripsinojen enzimleri bulunur.
Lipaz, amilaz ve tirpsinojen enzimleri, protein, yağ ve karbonhidrat sindiriminde etkilidir. Pankreas, bu enzimleri virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarır.
* Pankreas aynı zamanda insülin ve glukagon hormonlarını salgılar ve doğrudan kana verir. İnsülin kandaki şeker oranını azaltıcı etki yapar. Glukagon ise kandaki şeker oranını artırıcı etki yapar. İnsülin hormonunun çeşitli sebeplerle yeterince salgılanamaması şeker hastalığına yol açar. Çünkü böyle bir durumda kandaki şeker miktarı yükselir.

Önemli notlar:

1. Canlılar hayatları için gerekli olan enerjiyi besinlerden sağlar.
2. Besinlerdeki enerjiyi elde edebilmek için o besinleri küçük parçalara ayırıp hücre içine almamız lazım.
3. Küçük parçalara ayrılan besinler mitokondride oksijenle yakıldıktan sonra içlerindeki enerji kullanılabilir hale gelir.
4. a) Karbonhidratlar glikoz halinde hücre içine girerler.
b) Proteinler amino asit halinde hücre içine girerler.
c) Yağlar yağ asiti + gliserol halinde hücre içine girerler.
5. Asıl enerji kaynaklarımız karbonhidratlardır.
6. Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramadan kana geçerler.
7. a) Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar ince bağırsakta sona erer.
b) Proteinlerin sindirimi midede başlar ince bağırsakta sona erer.
c) yağların sindirimi ince bağırsakta başlar ince bağırsakta sona erer.
8. İnce bağırsakta sindirilmiş olan besinler hücrelere aktarılmak üzere kana geçer bu olaya emilim denir.
9. Sindirim artıkları kalın bağırsağa aktarılır orda su, mineraller ve vitaminin emilimi gerçekleşir. Kalanlar ise anüse aktarılır ve buradan da vücut dışına atılır.


Sindirim sistemi hastalıkları

1. Ülser: Mide özsuyunun mide ve onikiparmak bağırsağını aşındırmasıdır.
2. Reflü: Asitli mide içeriğinin yemek borusuna uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olması.
3. Gastrit: Mideyi koruyan mukozanın iltihaplanması.
4. Dizanteri: Basit yapılı canlıların kalın bağırsağa yerleşerek yol açtıkları hastalıktır.
5. Gıda zehirlenmesi: Bozulmuş, mikroplu yada kirli besinlerin yol açtığı hastalıktır.

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim Kan Dolaşımı,Dolaşım Sistemi,Nabız

KAN DOLAŞIMI
Vücudumuzdaki bir çok yapının yaşayabilmesi için oksijen ve besine ihtiyacı vardır. Oksijen ve besinlerin vücudumuzun her noktasına dağıtılması gerekir. Ayrıca vücutta oluşabilecek zehirli atıkların uzaklaştırılması gerekir. Bunu Kan dolaşımı yapar.
Kan dolaşımı 3 bölümde incelenir.
1. Kan 2. Damarlar 3. Kalp

 

Dolaşım Sistemi

Dolaşım sisteminin genel yapısını , küçük kan dolaşımını , büyük kan dolaşımını , kalbin ve akciğerin çalışmasını yönergeleri izleyip gerekli tıklamaları yaparak aşağıda gözlemleyebilirsiniz. 

Kan : Organlarımıza besin ve oksijenin taşınmasını sağlayan kırmızı renkli sıvıya Kan denir.Kan zehirli maddeleri de ilgili organlara iletir.
Damarlar : Sanki su borusu gibi kanın vücutta dolaşımını sağlar.
Kalp : Kanı damarlara pompalayan organdır.Kalbin oluşturduğu bu itme gücü ile kan, saç köklerinden küçük ayak parmağına kadar bedenin her yerine ulaşır.

NABIZ

Kalbin , kanı damarlara her pompalayışında damarlarda getirdiği etkiye nabız denir.
Vücut dinlenme halinde iken kalp atım hızı düşer.Nabız da düşer.(uyku gibi)
Egzersiz yaparken bedenin daha çok oksijene ve besine ihtiyacı olur. Besin ve oksijen tüketimi artınca karbon dioksit üretimi de artar.Bu nedenle nabız sayısı artar, nabız atışları duyulur.
Egzersiz yaparken soluk alıp verme de artar.
Korku, heyecan, sevinç veya sinirli olma hali kalp atışına ve buna bağlı olarak nabız sayısının artmasına sebep olur.

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim Solunum,Solunum Organları

SOLUNUM
Soluk alıp verme olayına solunum denir. Solunum ile oksijen alınır, karbondioksit verilir.

SOLUNUM ORGANLARI
Soluk alıp vermeyi sağlayan organlara solunum organları denir.
1. Burun
2. Yutak
3. Gırtlak
4. Soluk borusu
5. Akciğerler
Burun: Solunum ve koku alma organıdır. Havadaki zararlı maddeleri tutar.Burnun içindeki sıvı, kuru havanın nemlendirilmesini ve akciğerlere nemlendirilmiş havanın iletilmesini sağlar.
Yutak : Ağız ve burnun birleştiği yerdir. Havayı soluk borusuna gönderir.Besinleri yemek borusuna iletir.
Gırtlak : Boğazın altındaki sert yapıdır. Havayı soluk borusuna iletir.
Soluk borusu : Akciğerlere gitmeden önce ikiye ayrılarak havayı akciğerlere iletir.
Akciğer: Göğüs kafesinin altında yer alır ve iki tanedir. Soluk alma ile taşınan oksijeni kana verir, kandaki karbondioksiti de havaya geçmesini sağlar.

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim Kas

KAS
Vücudumuzdaki kemikleri çekerek hareket etmemizi sağlayan, iskeletimizin üzerinde bulunan ve iskeleti tamamen saran yapıdır.
Kasların yapısı : Birçok ipliksi yapının bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu ipliksi yapılar bir araya gelerek kas lifini, birçok kas lifi bir araya gelerek kas demetini, kas demetleri de kasları oluşturur.
İpliksi yapılar *lifler * demet * kaslar
Kaslar, kasılma durumunda kısalır ve kalınlaşır; gevşeme durumunda ise uzar ve incelir.
(kaslar kasıldığında kısalır kalınlaşır.)

Kasların görevleri:
1. İskelet ile birlikte vücuda şekil verir.
2. Vücut ve organların hareketini düzenler.
3. Soluk alıp vermeye yardımcı olur.

KAS SAĞLIĞIMIZI KORUMA


1. Yazarken, okurken dik oturmalıyız.
2. Yere eğilirken belimizi bükmek yerine, dizlerimizi kırmalıyız.
3. Eşya taşırken ağırlığı belimize vermemeliyiz.
4. Düzenli egzersiz yapmalıyız.
5. Dengeli ve yeterli beslenmeliyiz.
6. Ani hareketlerden kaçınmalıyız.
7. Kasları çok yorucu ve zorlayıcı hareketler yapmamalıyız.

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim İskelet,Kemik,Eklem

İSKELETİN GÖREVLERİ
1. Vücudumuza genel şeklini verir.
2. Hareket etmemizi sağlar.
3. Vücudumuza desteklik sağlar.
4. İç organlarımızı korur.
5. Vücudumuzun dik durmasını sağlar.

İSKELETİN KISIMLARI
1. Kafatası
2. Göğüs kafesi
3. Omurga
4. Kollar ve bacaklar
Kafatası : Yassı kemiktir. Beynimizi korur.
Göğüs kafesi : Kaburga kemikleri ile göğüs kemikleri göğüs kafesini oluşturur. Akciğerleri ve kalbi korur. Nefes alıp vermemize yardımcı olur.
Omurga : Omurga, omur denilen 33 kısa kemiğin birbirleri üzerinde dizilmesiyle oluşmuştur. Vücudumuzun üst kısmının ağırlığını taşır.
Kollar ve bacaklar: Çoğunlukla uzun kemiklerden oluşmuştur.

KEMİK ÇEŞİTLERİ
1. Uzun kemikler
2. kısa kemikler
3. yassı kemikler
Uzun kemikler : Kol ve bacaklarda bulunur.
Kısa kemikler : el ve ayak kemiklerinde, omurgada bulunur.
Yassı kemikler : Kafatası ve göğüs kafesinde bulunur.

EKLEMLER
Hareketimizi kolaylaştıran, kemiklerin bağlantı noktalarıdır.